Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kadınlar çıplak arama dayatmasını anlatıyor: Kurbağa gibi zıplattılar!

Uşak’ta gözaltına alınan öğrencilerin çıplak aramadan geçirilip, çıplak vaziyette otur kalk yapmaya zorlanmasının ardından aynı işkenceye maruz kalan kadınlar BOLD’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Uşak’ta kız öğrencilere yapılan çıplak arama ve çıplak biçimde otur kalk yaptırma işkencesinden sonra birçok kadın Bold Medya’ya ulaşıp başından geçen benzer olayları anlattı. Güvenlik nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen kadınlar, Uşak olayı ortaya çıkana kadar çıplak arama sırasında yaşadıklarını kimseye anlatamadıklarını belirttiler.

BOLD’a konuşan 44 yaşında, 4 çocuk sahibi ilk kadın mağdur, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin girişinde çırılçıplak soyulduğunu ve 3 kez otur-kalk yaptırıldığını söyledi. KHK’lı bir öğretmen olduğunu ifade eden 2. kadın ise Aydın E Tipi Cezaevinde, alt iç çamaşırları çıkarıldıktan sonra 3 kez kurbağa gibi zıplatıldığını belirtti. Artık Avrupa’da yaşanan 50 yaşındaki 3. kadın, çıplak aramadan geçtiğini ilk kez başka birisine anlattığını söylerken, 21 yaşındaki kızı da annesinden cesaret alarak görüşmemiz sırasında “Aynı şeyi ben de yaşadım” diyebildi. Anne, 8 gün Konya TEM’de gözaltında kalan kızının bunu ilk defa söylediğini belirtirken şaşkındı.

4. kişi ise bir öğrenci. Şu anda 27 yaşında olan kadın öğrenci, 24 yaşındayken Konya Asayiş Şube, Çocuk Şube ve Konya Cezaevinde olmak üzere 4 kez çıplak aramaya maruz bırakıldığını anlattı. “Önüne gelen her polis aradı” diyen öğrenci, “Asla yaşadıklarımı unutmadım” diyor.

GERGERLİOĞLU: SUSMAYIN, KONUŞUN

Çıplak arama terör soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan kadınlara yıllardır yapılıyor. Yüksel Caddesi’nde “İşimi Geri İstiyorum” eylemleri yaptıkları için tutuklanan solcu kadınlara da yapıldı. 3 hafta önce tutuklanan mimar Alev Şahin HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek 13 Ağustos 2020’de Ankara’da Asayiş Şube’de yaşadığı taciz ve işkenceyi yazmıştı.

“AŞAĞILAMAK İÇİN YAPIYORLAR”

Kadınlara yapılan çıplak aramayla ilgili konuştuğumuz Gergerlioğlu, “Bu arama yıllardır Kürt soruşturmaları kapsamında alınan kadınlara da solcu kadınlara da uygulanıyor. Aslında uyuşturucu bağımlısı olanlara yapılır. Ancak siyasi sebeplerle tutuklananlara aşağılama amaçlı yapılıyor. Muhafazakar kadınlar maalesef bunu anlatmıyor. Anlatılması lazım. Bu şekilde mücadele olmaz.” dedi.

ÇIPLAK ARAMADAN GEÇEN KADINLARIN YAŞADIKLARI…

Uşak’ta kız öğrencilere yapılan çıplak arama ve çıplak çök kalk yaptırma olayından sonra bir grup kadın yaşadıklarını anlattı:

1. KADIN: “Ben 44 yaşında, 4 çocuk sahibi bir anneyim. Eşimle aynı gün alındık. İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldük. Eşim 15 gün, ben 7 gün gözaltında kaldım. Orada kötü bir muameleyle karşılaşmadım. Bir kadın polis vardı. Çocuğu hastaymış. Gizlice bir pet şişede su getiriyor, dua okumamı istiyordu. Sonra şişeyi yine gizlice alıyordu. Orada şartlar kötüydü. Sadece sandviç veriyorlardı. Banyo yoktu. Orada mesela orada ufak bir kriz yaşadım, acil doktora gitmem gerekirken şeker vermeye kalktılar. Sonra nefesim kesilince doktora götürdüler. EKG vs birtakım şeyler yapıldı. Doktorlar bile bu şartlarda yaşadığınız normal dedi. Sonra geri getirdiler ve ertesi gün hemen tutukladılar. Bir şey olursa diye sorumluluk almak istemediler.

“SOLCU VE KÜRT KIZLAR BENİM HAKKIMI SAVUNUYORDU”

Kürt bir kızcağız vardı gözaltında. Hemşireymiş. ‘Bu kadın kalp krizi geçiriyor olabilir ve bütün sorumluluk sizde’ bağırıp duvarları yumrukluyordu. O esnada kadın polis geldi, şeker vereyim belki düzelir diyor. Lavaboya da çıkarmıyorlardı. Bir sürü insan… Ben de şeker hastalığı var. Streslendiğimde sık sık gitmem gerekiyor. Solcu ve Kürt kızlar, genç kızlardı hepsi, onlar benim adıma bağırıyor, hakkımı savunuyorlardı. Biz çocuk gibi seyrediyorduk, halbuki aralarında en yaşlı bendim ama tecrübesizdik. İlk defa böyle şeyler yaşıyorduk, o yüzden çekingenlik vardı.

“TAMAMEN ÇIRILÇIPLAK KALDIM”

Nisan 2018’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderildim. Girişte yapılan çıplak arama beni çok rahatsız etti. Ve üslupları çok kötüydü. Azarlayarak, aşağılayarak, bağırarak… Mahkeme gecenin bir vakti tamamlandı ve oraya götürüldüm. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum. Geride 4 çocuk bırakmışım, aklım onlarda. Gardiyanların ne dediklerini de anlamıyorum, bağırarak şunu yap bunu yap demeleri çok yaralıyor. Sonra soyun dediler. Onu çıkart bunu çıkart, diye diye ben tamamen çırılçıplak kaldım. O halde 3 kez otur-kalk yaptırdılar. Kadın gardiyan yaptı bunu. Ama benim onu anlayıp yapmam… İlk başta anlamadım ne demek istediğini, hayatımda ne duydum, ne işittim, beceremiyorum da.. Yok ya böyle değildir diyorum, kafamda yorumlayamıyorum. Gardiyan azarlayarak nasıl yapacağımı tarif etti.

“GARDİYANIN BİRİ GÜLERKEN DİĞERİ AZARLIYORDU”

Sonrasında hücreye gönderildim. 3 gün hücrede kaldım ve günlerce ben ne yaşadım diye kendime gelemedim. Bakırköy Cezaevinin girişinde bir bölmede oluyor bunlar. Karavanın arkasında bir yer. İki kadın gardiyan yaptı bunu. Biri gülerken diğerini beni azarlıyordu. Benim anlamamama gülüyorlardı.

“KENDİMLE BİLE YÜZLEŞEMEDİM”

Ben 9 ay hapiste kaldım. Bunları hiç kimseye anlatamadım. Kendimle bile yüzleşemedim. 6 ay olmuştu hapse gireli. Koğuşa yeni bir kız geldi. Diğerleri ona takıldı, ‘sana da otur-kalk’ yaptırdılar mı” diye. Ben o zaman demek ki başkaları da yaşamış, tek bana yapmadılar, bu utanılacak bir şey değil, anlatılabilir diye düşünerek biraz rahatlamıştım (Ağlıyor).

“HALA TOPARLANAMADIM”

İki sene geçti. Kendimi hala toparlamış değilim. Cezaevinden enerjim o kadar düşük çıktım ki, daha kendime yeni kabul ettirebildim yaşadıklarımı. Artık Türkiye’de yaşamak istemediğimi düşündüm ama Yunanistan’da gözaltına alınırsam diye yine çıplak arama korkusu yaşadım. Çıplak aramalar, gözaltılar, nezaretler bunlara tahammülüm, enerjim olmadığı için vazgeçtim.”

2. KADIN: “ÇAMAŞIRLARIMIZI ÇIKARTIP KURBAĞA GİBİ ZIPLATTIRDILAR”

“19 yıl görev yaptıktan sonra KHK ile ihraç edilmiş bir öğretmenim. 51 yaşında, 3 çocuğu olan bir kadınım. 24 Ekim 2018’de ailece Aydın’da gözaltına alındık. Eşim, ben ve oğlum. Gözaltındayken başörtülü polis memurları bana hiç iyi muamele etmediler. Ben örtülü değilim bu arada, belirteyim.

“İLETİŞİM YÖNTEMİ, POŞET”

Hipertansiyon hastasıyım. Bir tanesi gece 5 saat tuvalete götürmedi. Artık zıplıyordum yerimde. Cevap olarak ‘uyumuş, kalmışım’ dedi. Ben dedim ki ‘Devlet size uyuyun diye para vermiyor.’ Çok ilkel şartlarda kaldık. Nezaretteki demir parmaklığa bir poşet bağlamışlar. Onu yukarı kaldırdığınızda kameradan görüyorlar ve bir isteğiniz olduğunu anlıyorlar. Poşeti yukarı kaldırıyorsun, iletişim tarzı bu. Beş saat boyunca o poşeti kaldırdım, indirdim.

“O POLİSE O KADAR DUA ETTİM Kİ”

Nezaret karakolun altında. Zaten karanlık bir yer olduğu için gece-gündüz ayrımını çok zor yapabiliyorsunuz. Çok küçük bir penceresi var. Orası da zeminle eşit bir pencere. Yine başörtülü bir polisten limon istedim. “Sana nereden limon bulacağım ki” dedi. Beslenme şartları zaten çok kötü, sadece tost ve ayran. Üç öğün. O tostun da içinde sucuk olduğu için asla yiyemiyorum. Sıfır tuz tüketmem lazım, asla yemedim. İkinci gün aklıma geldi, bana sadece ekmeğin arasına domates koyun.

Üçüncü gün açık bir polis memuru bana limon buldu geldi, dilimlemiş. Meğer zaten karakolun bahçesinde limon varmış. Aydın’da her evin bahçesinde limon ve zeytin vardır. O polis hanıma ben o kadar dua ettim ki, annesine ve babasına hala dua ediyorum. O gün duruşmaya giderken o polis memuru 2 limon daha dilimlemiş, peçeteye sarıp getirdi, sizin ne zaman nereye gideceğiniz belli değil, dedi.

“YASAK SORGU DA YAPTILAR”

Yasak sorgu da yaptılar bana. Yasak sorgu, kameraların olmadığı odaya götürüyorlar sizi ve sorguluyorlar. 3 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklandım ve Aydın E Tipi Cezaevine gönderildim. Oradaki kadın gardiyan bana pantolonumu ve çamaşırımı çıkarttırdı. Üst kıyafetleri çıkartmadım. Sonra da sıçrama hareketi yaptırdı. Yani alt iç çamaşırımı çıkarttıktan sonra kurbağa gibi 3 kere zıplattılar beni. “Bunu uyuşturucu bağımlılarına yapıyorlar, ben sigara içmeyen insanım, neden yapıyorsunuz” dedim, cevabı “Prosedürler böyle” oldu.

“DUVARLAR GERÇEKTEN SAĞIR VE DİLSİZ”

Avukatım bunu bilmiyordu. Konuşma sırasında ağzımdan kaçırdım. Çok bozuldu, sen bunu bana niye söylemedin dedi. Söylesem de o kadar çaresizsiniz ki… Allah kimseye yaşatmasın. O dört duvarın arasında siz varsınız sadece, duvarlar gerçekten sağır ve dilsiz. Dışarıya hiçbir şekilde elinizi kolunuzu uzatamıyor, hiçbir talebinizi iletemiyorsunuz. Geride kalanları düşünüyorsunuz. İnsan onurunu incitici bir durumdu yaşadıklarımız. Ben yanlış bir şey yapmadığımı düşünmediğim için yaşadıklarımın hepsine imtihan nazarıyla yaklaştım.

“CEZAEVİ PSİKOLOĞU AFALLAYIP KALDI”

Cezaevine girdikten 2-3 gün sonra psikolog görüşmesi oluyor. “İntihar etmeyi düşünüyor musunuz?” gibi sorular soruyorlar. Bu da absürd bir durum. İnsanın aklında intihar yoksa bile böyle sorularla getiriyorlar. Ben şu anda hamd makamındayım, şekva makamına düşmeyi hiç düşünmüyorum, dedim. Afalladı adam, beni anladı mı bilmiyorum, pek zannetmiyorum.

“AMAÇ PSİKOLOJİK EZİYET”

Cezaevinde de yaşadık bazı şeyler. Müdür, biz çamaşır makinesi almak isteyince ‘paranız varsa battaniye alın’ deyip ikinci battaniye vermemişti. Cezaevi savcısıyla görüşme talebimizi hiçbir şekilde kabul etmeyip sürekli savsaklardı. Bizim telefon görüşünü hep ikinci plana atarlardı. Diğer tutuklular daha öncelikli idi. Aramalarda çamaşırlarımızı yere atar, her tarafı dağıtıp giderlerdi. Amaç psikolojik eziyet. En sıkıntılı durumda, kargodan gelen kıyafetler çoğu zaman doğru düzgün verilmezdi. Üzerinde kıyafet görünüyor, dolu deyip vermezlerdi.”

3. KADIN: “18 YAŞINDAKİ KIZIM DA BEN DE AYNI ŞEYİ YAŞADIK”

“Ben 50 yaşında, 4 çocuk sahibi bir anneyim, torunlarım var. Muğla KOM’da ben de çıplak aramadan geçtim. 2017’nin yazında oldu bu olay. Şube’ye alındıktan sonra bir süre kadın polis bekledik. Ardından beni odaya aldılar. Tamamen soyunmadım ben, önce üst kısmı kaldırarak aradılar sonra alt kısmı tamamen çıkarttık. Tuniğim uzundu, o şekilde hallettim ben. Otur-kalk yaptırdılar. Neden bunu yaptırıyorsunuz dedim, bazı kişiler oraya bir şey saklıyormuş, o ruh haliyle bir şey de diyemiyorsunuz. Üç gün kaldım orada.

“O KADIN GARDİYAN HERKESE AYNI UYGULAMAYI YAPIYORDU”

Daha sonra tutuklanıp Muğla Cezaevine gönderildim. 16 ay da orada kaldım. Cezaevine girmeden önce de aynı şeyi yaşadım. O kadın gardiyan herkese yapmış bu uygulamayı, ama diğerleri yapmamış mesela. Bazıları normal şekilde girdiler.

“NORMAL ZANNEDİYORDUM”

Benden 10 gün önce oğlum ve kızım Konya’da gözaltına alınmıştı. Muğla’da bunları yaşarken 18 yaşındaki kızım da Konya TEM’de çıplak aramadan geçmiş. Bana şimdi söylüyor, size anlatırken. Kızım o zaman 18 yaşındaydı, normal zannediyordum, diyor. Konya TEM’de 8 gün kaldı.

Zaten ben ilk defa siz yazdıktan sonra bu konu üzerinde düşündüm. Çocuklarım da hiç duymadı. İlk defa konuşuyorum. Ayıp geldi, pek anlatılacak bir şey değil gibi. Daha önce böyle şeyler yaşamadığımız için herkese yapılıyor mu bilmediğim için kimseye söylemeye gerek duymadım.”

4. KADIN: “DÖRT KEZ ÇIPLAK ARAMADAN GEÇTİM”

“Ben uzun bir süre kimseye anlatamadım yaşadıklarımı. Ailem zaten çok üzülmüştü, onları üzmek istemedim. Çevremde bunu anlayamayacak insanlar vardı. Ağustos 2016’da gözaltına alındım. O zaman üniversitede okuyordum. 24 yaşındaydım. Aradan yıllar geçtiği için unutulduğu düşünülebilir ama ben asla yaşadıklarımı unutmadım.

“KAMERA VAR DEDİM, DİNLEMEDİLER”

Aramaların bazıları kamera önünde yapıldı. Abdest alıp namaz kılmak istediğimi söyledim. Erkeklerin görebileceği yerde abdest almaya zorladılar. Bir tane daha lavabo vardı, erkeklerin göremeyeceği bir yerdeydi. Hayır orada alamazsın, bizim seni görmemiz lazım dediler. Kadın polisler aradı beni. Bir kere kameranın önünde aradılar. Kamera var dedim, kale almadılar.

Önce üst bölgemi açıp oraya elle dokundular. Sonra alt iç çamaşırımı indirip 3 kere otur-kalk yaptırdılar. Pantolonumu tamamen çıkarttım. Önüne gelen polis beni aramak istedi. Hepsi kadın polisti. Biraz önce arkadaşınız aradı diyorum. Olsun ben de arayacağım, dediler. Birbirinize mi güvenmiyor musunuz dedim. Olabilir dedi. O yüzden de önüne gelen herkes arıyordu.

İlk arama gözaltına alındığım yerde oldu. Trafik tescil, çocuk şube müdürlüğü mü öyle bir yerdi. İkisi Konya Asayiş Şubenin nezarethanesine girmeden önceydi. Sonuncusu da cezaevine girmeden önce. Bir günde 3 kez olmak üzere 4 kez çıplak aramadan geçtim.

“ADALET BAKANLIĞININ TALİMATIYLA BAŞÖRTÜLERİMİZİ ALDILAR”

Nezarethanedeyken başımız açıktı zaten. Girer girmez başörtülerimizi almışlardı. Neden alıyorsunuz diye sorduğumda ‘Adalet Bakanlığının talimatı var, bize boşu boşuna kızmanıza gerek yok’ dedi. O kadar yorulmuş ve bitmiştim ki açmak zorunda kaldık. Erkek polislerin hepsi bizi açık gördü. Ben 3 gün kaldım orada. Sabah beni emniyete götürüyorlardı, başörtümüzü erkekler getiriyordu, o şekilde çıktık hep.

“MESAİ SAATLERİ DIŞINDA 3 KEZ SORGULANDIM”

Gözaltına alındığımda perşembe günüydü. Sabah alıp götürdüler nezarethaneye, sonra gece gelip emniyete götürdüler. İfademi tekrar almak istediklerini söylediler. Ertesi sabah tekrar götürdüler. Mesai saatinin dışında nezarethaneye gelip beni alıp alıp emniyete götürdüler. Sorguladılar. Normalde bunlar kanuni değilmiş. Üç gün boyunca 3 kez bu şekilde sorgulandım.

Bizi ev sahibi şikayet etmişti. “Benim evimde kız öğrencileri kalıyordu, onlar da fetöcüydü” demiş. Üniversite okurken kaldığım evdi orası. Kontratı benim üzerimeydi. 7,5 ay hapis yattım. Hem Konya Cezaevinde hem de Konya Ereğli Cezaevinde.

“İFADEMİ ALAN POLİS CEZAEVİNE GELDİ”

Bir de ben cezaevine girdikten sonra ifademi alan bir polis tekrar cezaevine gelip bana bir fotoğraf gösterip bu kişiyi tanıyıp tanımadığımı sormuştu. Normalde bu da kanunlara uygun değilmiş.

“SENİN UYGUNSUZ VİDEON MU VAR DA İTİRAFÇI OLMUYORSUN”

Mesela asla ismini unutmayacağım M. T. adlı bir avukat vardı. Karşımdaki savcıdan daha çok o savcı gibiydi. Sürekli itirafçı olmam için beni zorladı. Bu insanların elinden senin uygunsuz video fotoğrafın mı var da itiraf etmiyorsun. Biz senin vereceğin isimlerin hepsini zaten biliyoruz sadece senin ağzından duymak istiyoruz diyordu. O avukat “Eskiden Allah’ın rızası orada olabilir ama artık Allah’ın rızası bu tarafta” diye benim itirafçı olmam için ısrarcı oldu.

Bunu da yaptılar: Cezaevinde kadın ziyaretçilere ped işkencesi

BOLD ÖZEL

Yedi haftalık bebeğini hapiste kaybeden kanser hastası Gülden Aşık yine tutuklandı

Üç ay kaldığı Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden Gülden Aşık, 15 Eylül’de tutuklandı. Cezaevindeyken ilk biyopsisi yapılan üç çocuk annesi Aşık, iki yıldır tiroid kanseriyle mücadele ediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

İki yıl önce Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden ve tahliye edildikten çok kısa bir süre sonra tiroid kanseri teşhisi konulan Gülden Aşık, 15 Eylül’de Edirne’de yine tutuklandı. Edirne Cezaevine konulan Aşık’ın kanser belirtileri daha önceki tutukluluk sürecinde ortaya çıkmış, ilk biyopsisi tahliye edilmeden 4 gün önce yapılmıştı.

Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken kanser olduğunu öğrenen Aşık, iki yıldır hastane hastane geziyordu. Doktor ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ancak ses tellerini kaybedebileceği riskli bir ameliyattı. Aşık’ın tedavi çabaları tutuklanmasıyla birlikte yarım kaldı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM, ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”

12, 11, 8 yaşlarında üç çocuk sahibi olan ev hanımı Gülden Aşık, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı. 2 gün sonra tutuklanıp Bandırma M Tipi Cezaevine konuldu. Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 26 Şubat 2020’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Aşık’ın dosyası İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu öğrenen Aşık, 1 Haziran 2019’da bebeği 10 haftalıkken düşük yaptı. Ancak otopsi sonucunda bebeğin 7 haftalık 5 günlükken kalbi durduğu ortaya çıktı. Karnında ölü bebekle hapiste 3 hafta yaşayan Gülden Aşık, kürtajdan 1 gün sonra taburcu edilip tekrar hapse gönderildi.

Bebeğini kaybettikten sonra eşine 19 sayfalık bir mektup yazan Aşık, gardiyanların doğmamış çocuğuna çöp muamelesi yaptığını kaleme almıştı. Bold Medya’nın yayınladığı mektupta geçen Aşık’ın “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

“BEN TERÖRİST DEĞİLİM, ELİMİ KELEPÇELEMEYİN”

Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazmıştı: “Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

10 Haziran 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a birkaç gün sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Gülden Aşık cezaevinde maruz kaldığı hak ihlallerini tahliye olduktan sonra Bold Medya‘ya verdiği özel röportajda anlatmıştı.

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

 

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Çorbayı bile tek başına içemeyen Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı

Elleri kolları titreyen bakıma muhtaç Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı. Isparta Emniyeti’nde tutulan tansiyonu yükseldiği öğrenilen Karakoç bugün mahkemeye çıkarılacak.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Parkinson başta olmak üzere birçok hastalığı bulunan 59 yaşındaki İbrahim Karakoç dün akşam üzeri Isparta’da gözaltına alındı. Bugün mahkemeye çıkarılması beklenen Karakoç’un eşinin yardımıyla hayatını idame ettirebiliyordu.

TEK BAŞINA ÇORAP GİYEMİYOR, KULAĞI DUYMUYOR

İki yıl önce Parkinson teşhisi konulan ve 118 kilo olan İbrahim Karakoç bakıma muhtaç. Elleri, kolları titriyor. Ne çorbasını tek başına içebiliyor ne çorabını giyebiliyor.

5-6 ay önce katarak ameliyatı geçiren Karakoç’un bir kulağı da hiç duymuyor. Diğer kulağında ise işitme cihazı var. Rahatsızlıkları nedeniyle geceleri uyuyamayan Karakoç’un Parkinson nedeniyle 3 ilaç kullanıyor.

Kooperatif müdürlüğünden emekli olduktan sonra Afyon’da kapatılan derneklerde çalışan Karakoç’un, tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındığı öğrenildi.

Okumaya devam et

Popular

Shares