Connect with us

BOLD ÖZEL

Kızının gözü önünde tutuklanan Günnur Şahin: O nezarethaneyi hatırlamak bile istemiyorum

Beş yıldır tutuklu olan eşini cezaevinde ziyarete gittiği gün kendisi de tutuklanan Günnur Şahin, o gün ve sonrasında Afyon Emniyeti’nde yaşadıklarını yazdı. İki kızının anne-babasız bırakılmasına tepki gösteren Şahin, “Çocuklarımı benden, beni çocuklarımdan ayırdılar. Seslerini 17 gün sonra duyabildim. İki gece kaldığım o nezarethaneyi hatırlamak bile istemiyorum.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Eylül 2016’da tutuklanıp Burdur E Tipi Cezaevine gönderilen KHK’lı memur İbrahim Şahin’in eşi Günnur Şahin, 23 Kasım 2021’de eşini ziyarete gittiği gün gözaltına alınıp tutuklandı. O gün yanında 11 yaşındaki büyük kızı Elif Rana vardı. 8 yaşındaki kızı Beyza Nur ise dede ve babaannesinin yanında kalmıştı.

GÖRÜŞ GÜNÜ MUTLULUĞU YARIM KALDI

Günnur Şahin, daha görüşe girmeden kendisini kapıda bekleyen sivil polisleri görünce şok oldu. Polisler, görüş bittikten sonra emniyete gitmeleri gerektiğini söyledi. O sırada küçük kızını sormak için aradığı kayınvalidesi, Afyonkarahisar KOM Şube’nin evinde arama yaptığını söyleyince ikinci kez sarsıldı.

O günü ve Afyon Emniyeti’nde yaşadıklarını avukatına gönderdiği mektupta anlatan Günnur Şahin, Kızım ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Eşim ile görüş esnasında durumu anlattım. O da bu olan bitene anlam verememişti. Eşim kızımızı teselli etmek için, onu rahatlatmak için onunla konuşmaya devam ediyordu. Gözleri dolmuştu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Babası elinden alınan bir çocuğun, şimdi de annesi alınacaktı.” dedi.

“ÇOCUKLARIMDAN BENİ, BENİ DE ÇOCUKLARIMDAN AYIRMIŞLARDI”

“Cezaevinde Kalan Bir Annenin Kaleminden Düşenler” başlığıyla üç sayfalık bir mektup kaleme alan Şahin, “Kızımla ve babamla vedalaşırken, kızım bana sarıldı ve ‘Anne Beyza, seni bana sorduğunda ne cevap vereceğim.’ Yüreğim darmadağın olmuştu. Sadece söyleyebildiğim tek şey ‘Merak etme anneciğim geleceğim inşallah.” Kızıma son bir kez sarılıp, kokusunu içime çektim. Sanki vücudumu ateşlere atılmış gibi hissediyordum. Çocuklarımdan beni, beni de çocuklarımdan ayırmışlardı.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLARIMA HAYATIN EN AĞIR YÜKÜNÜ YÜKLEMİŞLERDİ”

İki gün sonra tutuklanıp Afyon E Tipi Cezaevine gönderilen Şahin, mektubunda emniyette namaz kılmasına bile izin vermediklerini, 17 gün sonra çocuklarının sesini duyabildiğini ve “Anne ne zaman geleceksin?” sorularını karşısındaki çaresizliğini dile getirdi:

“Afyonkarahisar’dan evimin araması için gönderilen ekip KOM Şube’ye gelmişlerdi ve ben hala daha neden gözaltına alındığımı bilmiyordum. Akşam namazını kılmak için müsaade istediğim halde izin vermemişlerdi. En azından farzını kılmak için müsaade edin dedim. Afyonkarahisar’dan gelen dört kişilik ekibin içinden biri sert bir üslupla ‘sabaha kadar nezarethanede ister namaz kıl, ister dua et’ diye cevap vermişti. Çocuklarıma hayatın ağır yükünü yüklemişlerdi. Adı anneden koparılmaydı. Afyonkarahisar’a geldikten sonra Kocatepe tarafında bir şubede 2 gün nezarethanede kaldım. Bir insanın yaşam şartlarını zorlayacak bir yerdi. Şu an bile orayı hatırlamak istemiyorum. 24 Kasım’da savcılıktan alınan ifademden sonra tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildim.”

Bold Medya’nın ulaştığı Günnur Şahin’in mektubu…

 

 

Bundan tam 5 yıl 3 ay 4 gün önce eşim tutuklanarak Burdur E Tipi Kapalı Cezaevine götürülmüştü. Bu geçen süre içinde zor zamanlar geçirmiştik. Hayatımızdaki bu uzun süreçte çocuklar büyümüş ve biz hayatımızdaki bazı şeyleri, Allah’ın izniyle biraz da olsa düzene koymuştuk.

Her ay çocuklarımla beraber eşimi ziyarete gider, biraz da olsa hasret giderirdik. Pandemi sürecinden dolayı 2 kişi zorunluluğu vardı. Bir görüş bir kızımı diğer görüş diğer kızımı götürürdüm. Babalarına sarılamadan camın arkalarından telefonla konuşup özlem gidermeye çalışırdık.

Tarih 23 Kasım 2021, günlerden salıydı. Bugün, diğer günlerden bizim için daha farklıydı. Bugün eşim ile görüş günümüz vardı. Saat 14.30’a yetişecek şekilde evden çıkmıştık. Yanımda büyük kızım, Elif’im vardı. Babasını görme sırası ondaydı. Ne kadar acıydı aslında. Bir çocuğun babasını görmek için sıra beklemesi. İnsana acı veren bir resim karesi gibiydi. Hüzünle, özlemle çizilen bir resmi andırıyordu.

Cezaevinin önünde bekleyen çocuklar, hafızalardan hiç silinmeyecek hatıralar bırakıyordu. Küçük kızımın okuldan eve gelip gelmediğini sormak için annemi aramıştım. Annemin sesi çok garip geliyordu. Her şey normalinde giderken annemin ses tonundaki değişiklikle gelen haberle şaşırmıştım. Polisler evimizi arıyorlarmış.

Ne ifadeye çağırılma olmuştu ne de bir bilgilendirme. Olup biteni anlamaya çalışırken, bir taraftan da yanımda bulunan kızıma bir şeyler belli etmemeye çalışıyordum. Bizimle beraber Burdur’a gelen babamın yanına gidip durumu izah etmek için, kızımdan ayrılıp babamın yanına doğru gittiğimde, sonradan sivil polis olduğunu öğrendiğim bir kişiyle konuşuyordu.

Sivil polis görüşten sonra emniyete gideceğimizi söylemişti. Nedenini sorduğumda ise bir bilgilerinin olmadığını, Afyonkarahisar’dan gelecek evrakı beklediklerini söylemişlerdi. Gözaltına alınma nedenimi bile bilmiyordum.

Kızım ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Eşim ile görüş esnasında durumu anlattım. O da bu olan bitene anlam verememişti. Eşim kızımızı teselli etmek için, onu rahatlatmak için onunla konuşmaya devam ediyordu.

Gözleri dolmuştu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Olup biteni anlamaya çalışıyordu. Babası elinden alınan bir çocuğun, şimdi de annesi alınacaktı. Çünkü bir çocuğun tüm dünyası annesidir. Kızıma korkmamasını, endişelenmemesini söyleyerek ona sarıldım. Elinden tutarak sivil polislerin yanına gittik. Telefonumu istediler verdim.

Buraya kadar elini hiç bırakmadığım kızımın elini bırakıp polislerin arabasına binmiştim. Buradan hastaneye gelmiştik. Dedesiyle beraber kızım da benim yanıma gelerek tekrardan elimden sımsıkı tutmuştu. Bu, bir çocuğun, annesinin elinden alınmasının çaresizliğiydi aslında.

İşlemlerin ardından KOM Şube’ye geçtik. Beni işlemlerin yapılacağı odaya geçirdiler, babamla kızım da koridorda bekliyorlardı. Babamın endişesi, kızımın korkusu yüzlerine yansımıştı. Kaç çocuk, kaç baba bu duruma maruz kalmıştı ki? Küçücük yaşta emniyet koridorlarında bir çocuk annesini bekliyordu. Bu bir annenin, evlatlarından koparılmanın bekleyişiydi aslında.

Polis memurundan müsaade isteyerek, görevli bir bayan memurun eşliğinde endişeyle bekleyen kızıma biraz su içirdim ve hep beraber lavaboya gittik. Akşam ezanı okunmuştu. Abdestimi de alıp tekrar geri döndük. Kızımı koridorda bırakıp, kendim içeri geçtim.

Afyonkarahisar’dan evimin araması için gönderilen ekip KOM Şube’ye gelmişlerdi ve ben hala daha neden gözaltına alındığımı bilmiyordum. Akşam namazını kılmak için müsaade istediğim halde izin vermemişlerdi. En azından farzını kılmak için müsaade edin dedim.

Afyonkarahisar’dan gelen dört kişilik ekibin içinden biri sert bir üslupla “sabaha kadar nezarethanede ister namaz kıl, ister dua et” diye cevap vermişti. Her Müslüman olana farz kılınan bir ibadet bile çok görülmüştü. Ne acı verici bir durumdu bu.

Gelen ekip işlemleri tamamladıktan sonra beni Afyonkarahisar’a götürmek için yola çıkacağımızı söylediler. Kızımla ve babamla vedalaşırken, kızım bana sarıldı ve “Anne Beyza, seni bana sorduğunda ne cevap vereceğim.” Yüreğim darmadağın olmuştu. Sadece söyleyebildiğim tek şey “Merak etme anneciğim geleceğim inşallah.” Kızıma son bir kez sarılıp, kokusunu içime çektim. Sanki vücudumu ateşlere atılmış gibi hissediyordum. Çocuklarımdan beni, beni de çocuklarımdan ayırmışlardı.

Ben ardımda, hem babasız hem de annesiz kalan iki evladımı bırakarak Burdur’dan Afyonkarahisar’a doğru yola çıkmıştım. Ya diğer kızım, onu en son öğlen görmüştüm ne bir vedalaşabilmiştik ne de sarılabilmiştim ne de yavrumu öpebilmiştim. Acaba polisleri görünce korkmuş muydu? Kendi dünyasından olup biteni nasıl seyretmişti ki? Peki şimdi annesiz de kalan canımdan bir parça evlatlarım bunları nasıl atlatacaklardı?

Darmadağın yapılan hayatların, çocukları da darmadağın olmuşlardı. Çocuklarıma hayatın ağır yükünü yüklemişlerdi. Adı “anneden koparılma”ydı. Afyonkarahisar’a geldikten sonra Kocatepe tarafında bir şubede 2 gün nezarethanede kaldım. Bir insanın yaşam şartlarını zorlayacak bir yerdi. Şu an bile orayı hatırlamak istemiyorum. 24 Kasım’da savcılıktan alınan ifademden sonra tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildim.

Adliyedeki işlemlerim bittikten sonra 5 dk ailemle görüşmeme izin verilmişti. İki gündür evlatlarımdan ayrıydım, onları çok özlemiştim ve endişeleniyordum. Şimdi nasıllardı acaba? Büyük kızım Burdur’da “Anne yarın okula gitmesek olur mu?” demişti. Bu bir çocuğun dağılma gösterdiği bir davranıştı.

Canım annemin gözünden yaşlar akıyordu. Babam, çınarım benim kızım üzülme, çocukların emanet ellerde, sen başını dik tut demişti. Adliye koridorları bir ailenin darmadağın edilmesine, çocukların annelerinden ayrılmaya mahkum edilmelerinin şahitliğini yapıyordu.

Cezaevine getirildiğimde yalnız kaldığımda ben susmuştum ve gözyaşlarım konuşuyordu. Çocuklarım cennet kokulularım öksüz gibi bırakılmışlardı. Dünyada çocuklara yapılabilecek en acımasız olayla baş başa bırakılmışlardı. Bu yaştaki çocukların tüm dünyaları anneleri olan çocuklardan, anneleri koparılmıştı.

Çocuklarımın sesini 17 gün sonra ilk defa telefon görüşünde duyuyordum. Küçük kızım hem ağlıyor hem de “Anne neden gelmiyorsun, orada ne yapıyorsun, ne zaman geleceksin, babam da yok sen de yoksun. Ben seni çok özlüyorum” diye bana sitem ediyordu.

Anne yüreğim daha fazla dayanamadı ve ağlamaya başladım. Kızım ağlayarak telefonu ablasına verdi. Kendimi zor da olsa topladım. Kuzum benim o da ağlayarak “Ne zaman geleceksin anne?” dedi. Canım evladım birçok sorun yaşamış tek tek anlattı bana. O an yanında olabilmeyi o kadar çok istemiştim ki ama bu şimdilik imkansız gibiydi. Bu ayrılık, bu hasret, bu özlem ne zaman biterdi bende bilmiyordum.

Çocuklarımdan gelen mektuplarında istekleri olarak “Annemi istiyorum, annemi istiyorum ve babamı istiyorum” yazıyordu. Piknik sofraları çizmişler, çiçekler çizmişler, özlemlerini resimlere yansıtmışlardı. Küçük kızım her gün annem ne zaman gelecek diye ağlıyormuş. Çocukların dengeleri alt üst olmuştu. Aile yapı taşımız parçalanmıştı. Baba yok, anne yok, çocuklar anneanne ve dede yanında. Dağılmış bir aileydik artık. Çocuklarım emin ellerdeydi. Bu nedenle içim biraz da olsa rahattı.

Her çocuğun annelerine duydukları sevgi, her annenin de çocuklarına duyduğu sevgi özgürce, hiçbir şekilde engellenmeden yaşanabilirse, işte o zaman her çocuk gibi benim çocuklarım da mutlu olabilecekler ve tekrardan hayallerini, umutlarını, güvenlerini, yarına bakışlarını, korkmadan ve endişe etmeden tekrardan yeşertebilecekler.

Gözünün önünde annesi tutuklanan Elif Rana travma geçirdi, üç gün kimseyle konuşamadı

BOLD ÖZEL

Felçli kadınlara hapiste işkence: Ağrılardan duramıyorum, resmen işkence çektiriyorlar

İkisi de felçli olan Mehtap Şentürk ve Şerife Sulukan, İzmir Menemen R Tipi Cezaevine sevk edildi ve aynı koğuşa konuldu. Butona dahi basamayan Mehtap Şentürk, dünkü telefon görüşünde annesine “Resmen işkence çektiriyorlar” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Geçen hafta salı günü Sincan Cezaevinden İzmir Menemen R (Rehabilitasyon) Tipi Cezaevine sevk edilen felçli Mehtap Şentürk, dün ailesiyle yaptığı telefon görüşünde kendisine resmen işkence çektirdiklerini söyledi.

Kendisi gibi felçli olan Şerife Sulukan ile aynı koğuşa verilen Mehtap Şentürk, butona dahi basacak durumda olmadığı için acil durumlarda onun yerine Sulukan basıyor. Ancak yanlarına kimse gitmiyor ya da çok geç gidiyorlar. Gitseler bile “Burası annenin evi değil, cezaevi. Tek hastamız sen değilsin. Hiç durmadan böyle butona basıp duracak mısın? Hep seninle ilgilenemeyiz” diye azarlanıyor.

Hasta tutukluların cezalarının infazı için yapılan R Tipi cezaevlerinden hastalar iyileşmiyor tam tersine daha kötü oluyor. Tuvalet ihtiyacı için bez kullanmak zorunda olan, çok fazla kas ağrısı çeken ve tansiyonu sürekli yükselen Mehtap Şentürk son bir haftada çok acı çektiğini belirtti.

“BİR HAFTADA ÇOK YIPRATMIŞLAR”

Sesinin duyurulmasını isteyen Mehtap Şentürk’ün annesi, kızıyla yaptığı telefon görüşmesini gözyaşlarıyla anlattı:

Mehtap Şentürk

“Mehtap Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde kalıyordu geçtiğimiz salı gününe kadar. Ben de yanında refakatçi olarak kaldım. Adli Tıp’tan İzmir Menemen Cezaevi denildi. 1 aylık bir gözlemden sonra tekrar adli tıpa götürülecek. Adli Tıp ona göre karar verecekmiş.

Bugün ilk telefon görüşmemizi yaptık ve Mehtap’ı çok yıpratmışlar şu bir haftada. Anne, hiç ilgilenmiyorlar dedi. Tansiyonu hep düşük çıkıyordu kampüste kalırken. 6-9. 6-10 gibi seyrederdi. 9’u görünce hemşireler bile mutlu oluyordu. Şimdiki tansiyonu Mehtap’ı rahatsız edecek derecede 10-12, yüksek seyretmeye başlamış.

“TEK BAŞINA BİR ODAYA KOYUP KAPIYI KİLİTLEMİŞLER”

İlk gün tek başına bir odaya koyup kapıyı kilitlemişler üzerinden. Tek başına bir odada kalmış. Mehtap’ın panik atağı var, çok kötü olmuş. Ertesi güne kadar hiç ilgilenmemişler. Kas ağrıları çok fazla olduğu için ara ara ayağını, bacağını birisinin hareket ettirmesi gerekiyor, yoksa ağrısından duramıyor. Ağrısından ağlıyor. ‘Çok ağrılarım var ve çok acı çekiyorum. Çağırdığım zaman gelmiyorlar diyor. ‘Tek hastamız sen değilsin, burası da annenin evi değil, cezaevi’ diyorlarmış. Ağrılarımdan duramıyorum resmen işkence çektiriyorlar diyor. Ben insanım ve acı çekiyorum deyip feryat ediyor.

“ELİNE BUTON VERMİŞLER, BASAMIYOR”

Eline buton vermişler, butona basamıyor. Ertesi gün yüzde 89 engelli Şerife Sulukan’ı yanına vermişler. Butona basamayan kızımın yerine o hanım butona basıyormuş. Tansiyonu yüksek olduğu için gece ilacını içmek için çağırdıklarında da gelmiyorlarmış.

“İŞKENCEDEN FARKI YOK”

Mehtap kabızlık problemi çektiği için tuvalet ihtiyacını benim yardımımla gideriyordu. Menemen Cezaevinde bayanlar yardımcı olmamış, erkekler üzerine bir örtü örterek tuvalete götürüp, bırakmışlar. Mehtap tuvalette çok zorluk çekmiş. (Ağlıyor) 

“HANİ BURASI REHABİLİTASYON MERKEZİYDİ”

Hani burası rehabilitasyon merkezi idi. Mehtap sizi haberdar etmemi ve sesi olmanızı rica etti. Bir anne olarak çaresizliğimi dile getirmeye çalıştım. Lütfen bana ve kızıma ses olur musunuz?”

FELÇLİ KADINLAR CEZAEVİNDE

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezası onaylandığı için 3 Mart’ta tutuklanan fen bilgisi öğretmeni, yüzde 85 engelli Mehtap Şentürk (34), üç ay Sincan Cezaevi içindeki kampüs hastanesinde kaldıktan sonra 17 Mayıs 2022’de İzmir Menemen R Tipi Cezaevine gönderildi.

Adli Tıp Başkanlığı, 14 yıldır MS hastası olan fen bilgisi öğretmeni Mehtap Şentürk’e geçen hafta ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Şentürk, tuvalet dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına gideremiyor. Yemek yiyemiyor, yürüyemiyor. Altı da birlikte yaşadığı annesi tarafından bezleniyordu.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan ise 3 Mayıs 2022’de Edirne’de tutuklandı. 20 ay önce felç geçiren ve yüzde 89 engelli kalan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan banyo dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamıyor. Mehtap Şentürk’ten birkaç gün önce Menemen Cezaevine sevk edilen Şerife Sulukan ve Şentürk, felçli ve engelli iki kadın olarak cezaevi şartlarında yaşam mücadelesi veriyor.

Şerife Sulukan

Adli Tıp, felçli Mehtap Şentürk’e ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi: Tek ilkeleri süründürmek

 

Felçli ve yüzde 89 engelli KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan tutuklandı

 

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu’nun çırpınışları: Bebek bezi gönderin, doğuma az kaldı

Doğumuna günler kalan 9 aylık hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu, ailesiyle yaptığı en son telefon görüşünde bebeği için bez, battaniye ve kıyafet istedi. Ceyda Nur Eroğlu, “Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Edirne Kadın Kapalı Cezaevinde 4 Mayıs’tan beri tutuklu olan 9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu‘nun doğumuna çok az kaldı. Geçen hafta perşembe günü ailesini arayarak yenidoğan bebek bezi, bebek battaniyesi ve çamaşır isteyen Eroğlu, “Burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan  ve dosyası 2 yıldır Yargıtay’da bulunan Ceyda Nur Eroğlu, hapiste doğurmak üzere. Annesini lisedeyken kanserden kaybeden Ceyda Nur Eroğlu, kayınvalidesiyle yaptığı telefon görüşünde bebeği ve kendisi için kıyafet ve bez istedi.

Bold Medya’da konuşan kayınvalide Eroğlu, “Gelinim lisedeyken annesi kanserden vefat etmiş. Tek annesi benim. İki defa beni aradı. En son perşembe günü görüştük. Yenidoğan bebek bezi istedi. Battaniye koydum. Ferace, yüz havlusu, çocuk için tulum aldım. Cuma günü hemen alışveriş yapıp istediklerini kargoyla gönderdim.” dedi.

Anne Eroğlu, gelininin “Ben iki doktora gittim, ağrılarım olduğunu söyledim ama rapor vermedi. Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum.” dediğini de aktardı.

YARGITAY’IN EMSAL KARARI

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanuna göre “hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında” geri bırakılması gerekiyor.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan 7,5 aylık hamile Huriye Acun da dosyası Yargıtay aşamasındayken geçen yıl 7 Temmuz 2021’de tutuklandı. Acun Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla 18 Ağustos 2021’de tahliye edildi.

Yargıtay’ın Acun hakkında verdiği karar emsal gösterilerek Ceyda Nur Eroğlu için de mahkemeye başvuru yapıldı ancak henüz bir sonuç alınamadı. Ceyda Nur Eroğlu’nun eşi Süleyman Eroğlu da aynı cezaevinde tutuklu bulunuyor.

“EŞİM İKİ KİLO VERMİŞ”

Öte yandan 16 Mayıs’ta Şanlıurfa’da tutuklanan 4 aylık hamile Ayşe Karaduran eşi Mehmet Akif Karaduran eşiyle bugün yaptığı kapalı görüşten sonra eşinin iki kilo zayıfladığını ve durumunun iyi olmadığını Twitter hesabından duyurdu.

9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu tutuklandı

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Denizli T Tipi Cezaevinde yerde yatmak zorunda kalan kadınların seccadelerine el konuldu

Denizli T Tipi Cezaevinde kalan kadınların seccadelerine ve günlük birçok eşyasına el konuldu. Sebep, kalabalık nedeniyle yeni koğuş açılması için talepte bulunmaları…

BOLD ÖZEL – Kalabalık nedeniyle kadınların yerde yatmak zorunda kaldığı Denizli T Tipi Cezaevinde geçen hafta yapılan aramada seccadeden yemek konulan kovaya, saklama kabına kadar birçok eşyaya el konuldu.

CEZALANDIRMA YÖNTEMİ

Bold Medya’ya ulaşan bir aile yakının verdiği bilgiye göre, Denizli T Tipi Cezaevinde bulunan iki kadın koğuşu o kadar kalabalık ki en az 7-8 kişi yerde yatmak zorunda kalıyor. Zorlu şartlar altında yaşamaya çalışan kadınların geçen hafta ise günlük kullandıkları eşyalarının birçoğuna el konuldu.

Aile yakını, “Çok detaylı arama yapıp fazla diye seccadeden kıyafete, yemek konulan kovadan tutun saklama kabına kadar birçok eşyaya el koymuş. Çuvallarla eşya teslim ettiler bu hafta bize. Koğuşlarda arama yapmaları da mahkumların ‘koğuşlar kalabalık yeni koğuş açsanız’ talebinden hemen sonra oldu zaten. Bir nevi cezalandırmaya çalışıyorlar” dedi.

Aile yakını, cezaevi yönetimine dilekçe yazıp bu tarz sorunları dile getiren kadınların daha çok psikolojik baskıya maruz kaldığını kaydetti.

4 aylık hamile Ayşe Karaduran tutuklandı

4 aylık hamile Ayşe Karaduran tutuklandı

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar